İnce şu kar tanesi dolanır da başımda değmez alnıma... Kış ve Nefes çarpar yüzüme tazeler ümidimi ılık nefesin... Belki Dedim kaç gemi saydım kaç düş kurdum bilsen ah sonsuz özlemek... Uğurlu Yolcu martılar konar rıhtım demirlerine mutluyum işte... İstanbul Sevgisi dolmuşlarında sıkış tıkış...
kıyılarımda renkleri kapalı denizler yürümeye kıyamıyorum kendi sahillerimde insan kendini bitirmemeli hemencecik ayak izlerinde uzaklara adanmışlığın yoğun yorgunluğu olmalı kasırganla gel kıyılarımı al götür... yaz düşlerine gerek yok beynimde senin yarınki gülüşüne bağlıyım mevsimsizim... çıplak dallı...
1. eski kışlardan kalma yoksunluğumdu kent yaban kazlarının son sesleriyle sokağından ayrıldığımız... 2. ve dudaklarımız üşürdü yalnızlıklarımız ikinci el öpüşlerde çok gürültülü susmuşuz dünyaya kör birer pus yorgunuyuz... 3. karnı aç çocuklar gözlerime bakınca ağlıyorum en...
1. ay ışığına kanıp da yıldızlar kar sessizliğine vurulunca hep beraber o an benim dağlardan vaz geçtiğimdir yanımdasın yalnızlığım bu... 2. tipili havalar oynaşırken soluk ışıklarda pencereden aynı anda baktığımız belirsizlikte kaybolur yiter zaman aşkın...
1. soytarılaştı hastalıklı hali gece saat on bire gelmelerimin okuldan kaçma yıllarımdaki kadar pencerenin kırığından vuran ayazda... 2. kasvetli ışıklar ağlaşırlarken küflü sokaklarda sıradan ölümlerin üzerinde sıradan bulutlar kol geziyorlardı saçsız bir çocuğun ayağı üşümeye duyarsızlaşmıştı o...
bıçak gibi bir sonda buluştuk ya buğusu akmadan gözlerimizin sek içine kapanık ağaçlarla bir rüzgarda son telaşıyla ömürsüz yaprakların sonum da olsan bir şeyimsin ya... büyük yalnızlıklarla dolu caddelerde gözlerimle dokunduğum...
koyu bekleyişler yiter anlık gün ışığında saçmalama hakkını kullanmıştır tüm bitişler toprağın ıslak kokusuyla gelen saplantım kır çiçekleriyle ölçtüm ayrılığın zamanını sen olmasan da sensizlik benim... baharlar yorulmaz saçlarının aklarında taç...
günler kış hüzün meyvesi ekşi mi ekşi akıl gider eski şarkılara dalıp gider gözlerim oturur düşünürüm kimbilir çocuk yüzünle ağaçlara bakıp kırptığın kirpiklerinin tadını unutmuşçasına attığım adımlarımda senin tazeliğin uzak...
iki deniz arasında kalmış gibiyim martılarını ayırt edemiyorum heyecanlarımın dalgaları kıyıya doğru ateş gibi köpüklü hangisi bende ben hangisindeyim bilmiyorum... iki eşit zaman arasında gibiyim saatleri her mekana uyan anılarla dolu saatleri benim...
o gelincik şirini umutlu okul günlerinde cesurdum hep güzellik için savaşmakta evimiz yoğun kavşaklara bakardı sabahları temizlik saatleri açık kahverengi tarağın kırık dişlerine mahçup ve sevmeye başlayınca sevilmeye meraklanan bakışların...
üşürsem bu şehir için üşürüm sadece gücenmem ağaçların çıplaklığına çünkü hiçbir sonbahar seni bana getirmeyecek sen bu şehrin ilk akşama hazırlıksız ürpertisi eski bir şarkıyla dallanıp budaklanıp parçalayan kuraklığını gözlerimin yalnızlık giyinip...
1. soğuk alaşımlarla sustu kent sokakta gergin özlemleriyle kadınlar mutsuz kadınlar hayata inançsız ağaçların farkında olmadan ölen bir kuş gibiler sanki... 2. şimdi sen hangi portreyi çıkarsan önüme aynı gri caddelerde ikimiz sessiziz yıkık eski binalar...
1. şımarık sabahlara alışkın sancım yatağım bakımsızlığıma gece vakur acımasızlığıyla sakin bugün beni kimse görmedi aynaya hiç bakmadım beni ilk sen gör seni ilk ben... 2. uzun bir yolculuğun sonunda bulamamaktır aşk... her şeye aynı adı...